“Bağımsızlıklarının 30. Yılında Türk Cumhuriyetleri Sempozyumu” düzenlendi

Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarının 30’uncu yıl dönümü dolayısıyla Öğretmen Ahmet Yesevi Uluslararası Türk-Kazak Üniversitesi göre, “Türk Dünyasında Değişime Yön Veren Müşterek Servet: Dil, Tarih, Edebiyat ve Mefkure” temasıyla “Bağımsızlıklarının 30. Yılında Türk Cumhuriyetleri Sempozyumu” düzenlendi.

Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’ndeki sempozyumun başlangıç konuşmasını yapan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Türk Cumhuriyetleriyle aynı inancın, dilin, iki taraflı tarihin, coğrafyanın ve kültürün mensupları olunduğunu belirtti.

Bir toplumu irk yapan, ayakta tutan ve geleceğe taşıyan unsurların, o toplumun iki taraflı değerleri olduğunu vurgulayan Erbaş, bunların başında “inanç, dil, kültür ve tarih” gibi değerlerin geldiğini anlattı. Erbaş, “Tarihi gerçekler bize açık açık gösteriyor fakat inancını kaybedenler varlığını da kaybediyor. Dilini kaybedenler mefkuresini de kaybediyor. Kültüründen uzaklaşanlar kimliğinden de uzaklaşıyor kimliğine de yabancılaşıyor, tarihini unutanlar coğrafyasından da uzaklaşıyor, uzaklaştırılıyor.” diye konuştu.

Hürriyetine gölge düşen bir milletin hangi acılara göğüs gerdiğinin ve hangi ızdıraplara katlandığının en çarpıcı örneklerine yakın tarihin tanık olduğunu anlatan Erbaş, “Ancak, bu makus talih, esarete asla boyun eğmeyen, hürriyetini her şeyden kayda değer gören soydaşlarımızın imanı, iradesi ve gücüyle sona ermiştir.” dedi.

Erbaş, dün, Karabağ Zaferi’nin yıl dönümü olduğunu anımsatarak, dost ve kardeş Azerbaycan’a bu kutlu zaferinden nedeniyle tebriklerini iletti. Geçen hafta Karabağ’a yaptığı ziyarete ilişkin izlenimlerini paylaşan Erbaş, “İnşallah, bu birliğimiz beraberliğimiz böyle işgallerin olmasını engelleyecektir. Gücümüz birleştiğinde keza tarihimiz ayrıca coğrafyamız keza de memleketlerimiz daha güçlenecektir.” ifadelerini kullandı.

Erbaş, tarih sahnesinde enerjik kılacak en esas etkenin ilk kez inanç olmak üzere, ortak değerler ve karşılıklı idealler olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:

“Bu bakımdan kendi aramızda dil, tarih, edebiyat ve mefkure birliğini tedarik edecek, güçlendirecek ve geleceğe taşıyacak daha büyük adımlar atılması elzemdir. Bu noktada ilk önce ilişkilerimizin kuvvetli bir kurumsal temele ve ileri düzeyde iş birliğine kavuşturulması gerekmektedir. Bu adım, küresel etkiler, tehditler ve kültürel savrulmalar karşısında sağlam bir duruş göstermek açısından koskocoman bir siklet talep etmektedir. Bunun için ilk olarak iki taraflı değerlerimizin korunması, yaşatılması ve nesillerimize en hoş şekilde aktarılması için maksimum gayret göstermeliyiz. Feraset ve basiretle hareket ederek barışın, adaletin, iyiliğin ve güzelliğin yeryüzüne etken olması için var gücümüzle çalışmalıyız. Bütün insanları kucaklayacak bir hak ve acınacak şey duygusunu kökleştirmek, inançların istismar edilmesini alıkoymak ve bilhassa din üzerinden terör ve anarşi oluşturulmasının önlemek için önemli araştırmalar yapmalıyız.”

Erbaş, bu bağlamda Diyanet İşleri Başkanlığının, kurulduğu günden bu yandan Türkiye’de ve 1971’den itibaren de farklı ülkelerde yaşamış soydaş ve dindaşlara yönelik hizmetlerini sürekli sürdürdüğünü belirterek, öncelikle Türkiye elde etmek üzere, bütün medeniyet coğrafyasında ilim, zihin ve hizmet müesseseleri üreterek insanlığın dini, ahlaki, fiziksel ve manevi ihtiyaçlarına yanıt saptamak için büyük bir bağlılıkla çalıştığını anlattı.

Başkanlığın, İslam dininin barış ve esenlik çağrısını farklı kıtalara ulaştırmak amacıyla birçok faaliyette bulunduğuna da sinyâl eden Erbaş, bu kapsamda Türk Cumhuriyetlerinin, hizmet alanları içerisindeki yerini son derece önemsediklerini ifade etti.

Din görevlileri kadar soydaş ve dindaşlara din hizmeti sunulduğunu aktaran Erbaş, Türk Cumhuriyetlerinden gelen öğrencilere ve mahalli din görevlilerine yönelik imam konuşmacı liselerinden doktora programlarına varıncaya değin detaylı eğitim programları yapmaya çalıştıklarını söyledi.

Dini Yüksek İhtisas Merkezleri ve Hizmet İçi Eğitim merkezlerinde de Türk Cumhuriyetlerinden gelen hocalara hizmet içi eğitimler verildiğini kaydeden Erbaş, “Öteki yana kardeş toplumlar arasında data, duygu, us ve gündem birliğini sağlamak adına farklı alanlara yönlendirilmiş yayınlama faaliyetleri yapılmaktadır. Bu çerçevede Başkanlığımızca hazırlanan eserler ilgili ülkelerin dillerine çevirerek mahallinde basımını gerçekleştirip dağıtılmaktadır. bununla birlikte DİB-TDV iş birliği ile bölgede camiler, okullar, medreseler yapı edilmekte ve yürütülen hizmetler için ayni ve nakdi yardımda bulunulmaktadır.” dedi.

Erbaş, bütün bu faaliyetleri ortak inancın, tarihin ve medeniyetin yüklediği mesuliyet bilinciyle yerine getirdiklerini aktararak, şöyle devam etti:

“Allah’ın izni ve inayetiyle bizi birbirimize yaklaştıracak, bizi bir kılacak faaliyetlerimize bundan sonrada büyük bir gayretle devam edeceğimizi tarif etmek isterim. Bu bağlamda Türk Cumhuriyetlerimizle birlikte ülkelerimiz ve toplumlarımız arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek, her alanda istişare ve iş birliği imkanlarını artmak, bölgesel gelişmeleri değer biçmek ve hafıza teatisinde bulunmak amacıyla devirli olarak istişare toplantılarının düzenlenmesinin isabetli olacağı kanaatindeyim.”

Erbaş, sempozyumda sunulacak tebliğler, yapılacak görüşme ve çalışmaların uğurlu sonuçlara vesile kılmasını dileyerek, sempozyumda emeği ve katkısı bulunan herkese teşekkürlerini iletti.

“30 yıl önce yükselen serbest bayrakları tarihe dönüş yolunda bir ilk evre olmuştur”

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Erol Özvar da sempozyumun şanslı olması ve ülkeler için hoş neticeler getirmesi dileklerini ileterek, emeği geçenlere teşekkür etti.

Bugün Asya’daki Türklerin hür bayraklarının yeniden yükselişi bağlamında bu toplantının yapıldığının belirterek, “Böyle zamanlar hem geçmişin muhasebesi ayrıca de geleceğe dair dikkate almak için elverişli vesilelerdir.” dedi.

Özvar, bundan 30 sene önce “Asya Türklüğü”nün tarihe dönüş anlamında kayda değer bir kavşaktan geçtiğini anlatarak, “30 yıl önce yükselen özgürlük bayrakları tarihe dönüş yolunda bir birincil safha olmuştur. Sovyetlerin çöküşü Asya Türklüğünün hürriyete kavuşmasına vesile olmuştur. aynı zamanda bağımsız bir devlete sahip elde etmek şüphesiz tek başına yeterli değildir. Türk dünyasını, diğer dünyaların iradesi altına almaya, ona bağımlı kılmaya çalışanlara aleyhinde hür, özgür bir tarih öznesi edebilmek kendi dünyamızı keşfetmeyi gerektirir.” diye konuştu.

Özvar, Türk dünyasının “nasıl bir dünya” olduğu sorusunu yönelterek, “Türk dünyası hatırladığımız bir dünyadır. 20’inci yüzyıla değin yaşanan, enerjik bir Türk dünyası varken, 20. yüzyılda Rus egemenliğinin Sovyet versiyonuyla birlikte 100 yıllık bir parantez ortaya çıkmıştır. Bizler bu dünyanın parçaları olarak, inkıtaya uğratılmış bu dünyayı bitmiş hatırlamak üzere bir arada bulunuyoruz. Gelecekte işleyen kültürel, iktisadi, teknolojik, politik boyutlu olarak bir dünya yapı edebilir miyiz? sorusu etrafında buradayız.” ifadelerini kullandı.

Bağımsızlıklarının 30. yılında Türk Cumhuriyetlerinin temel meselelerini bundan böyle çözmüş olduklarını gördüklerini dile getiren Özvar, şöyle devam etti:

“Geçtiğimiz 30 yılın Asya’ya, Asya Türklüğün her yerde nüfuz etme çabaları ile geçtiğini de müşahede etmeye devam ediyoruz. Muhtelif küresel ve büyük güçlerin bölgeyi kendine bağımlı kılma arayışında olduğuna da tanıklık ediyoruz. Dünya perspektifinden baktığımızda bunun anlamı muhtelif dünyaların, dünyamızı bir defa daha irade altına almaya çalışmalarıdır. Gelecek 30 yılın gündemi bu şekilde biçimlenecektir diye düşünüyorum. Geçtiğimiz 30 yıldan daha bambaşka ve zor olabilecek bir 30 yıla giriyoruz bu dönemde, bu nedenle muhtelif fay hatlarının bitmiş hareketlenebileceğini öngörebiliriz.”

Türk Cumhuriyetlerinde dinamik ve yoğun bir genç kuşak bulunduğunu anlatan Özvar, şunları kaydetti:

“Bu kuşağın eğitimi ve geleceği hazırlanması yaşamsal önemi haizdir. Bahsettiğimiz genç kuşakları istismar etmeye çalışacak o kadar çok zor olduğu açıktır. Dolayısıyla bu genç kuşakları gören, gözeten, onları dinleyip, onlara sahip meydana çıkan, beklentilerini tedarik eden bir yaklaşma Türk Cumhuriyetlerinin iç istikrarları açısından da dünyamız için de fevkalade önemlidir, diye düşünüyorum. Yükseköğretim Kurulu olarak, Türk dünyasındaki yüksek öğretim kurumlarıyla olan ilişkilerimiz son yıllarda fevkalade manâlı mesafeler kat etti. Ahmet Yesevi Üniversitesi, bu meslek birliklerinin en maddesel örneklerinden bir tanesidir. Önümüzdeki yıllarda yüksek öğretim alanındaki ilişkilerimiz meslek birliklerimiz giderek artacaktır. Bilhassa burada altını çizmek isterim oysa Türk Yükseköğretim Kurulu olarak önümüzdeki günlerde Türk dünyasının en kayda değer ülkeleri ile yüksek öğretimde fevkalade kayda değer bazı kurumsal anlaşmalar imzalayacağız, mutabakat zabıtları imzalayacağız.”

Özvar, Türk dünyası ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki kültürel ve entelektüel ilişkilerin, yüksek öğretim üstünde, ilmi çalışmalar, öğretim elemanı, öğrenci hareketliliği üzerinden giderek artacağını da ifade etti.

Canlı bir Türk yükseköğretim alanı yapı edileceğini de belirten Özvar, “Bunun alt yapısını ilgili bakanlıklarla geçtiğimiz günlerde tekrardan mütalaa ve görüşme ettik. Bunun da hayırlı olmasını Cenabı Hak’tan niyaz ediyorum.” dedi.

“Bir koşul muhasebesi yapacağız”

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Serdar Çam ise sempozyumda zengin bir alıştırma yapılacağını belirterek, “30 yılı tamamlamanın gururunu, haklı mutluluğunu değerlendirirken gerçekte yalnızca mutluluğumuzu ve anma töreni yapmayacağız, bir durum muhasebesi yapacağız. Neleri başarabildik, neleri daha artı çalışarak, başarmamız gerekiyor, bunları bu vesile ile ortaya koyacağız.” diye konuştu.

Sempozyumun 30 yılın ardından, bundan sonraki süreçte daha neler yapılması noktasında manâlı bir açılma sağlayacağına dikkat çekici eden Çam, bununla beraber gelecek 30 yılları aranje etmek açısından da önemine dikkati çekti.

Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran ile Ahmet Yesevi Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Muhittin Şimşek’in de söylev yaptığı sempozyuma, Türk Cumhuriyetlerinin Ankara büyükelçileri, ilgili kurum başkanları ile akademisyenler katıldı.

Sempozyum kapsamında, bugün yüz yüze yarın ise çevrim içi yapılacak oturumlarda, 30 takvim süreçte Türk Cumhuriyetleri arasındaki siyasi, idareli, kültürel ve bilimsel ilişkiler değerlendirilecek, bu dönem boyunca gündeme gelen konular ve sorunlar ele alınacak.

Haberi Kaydet

Yorum yapın

SMM Panel