Karamollaoğlu’ndan iktidara kuyruk tepkisi

Saadet Partisi Genel Başkanı Esas Karamollaoğlu, partisinin haftalık basın toplantısında konuştu. Karamollaoğlu ’nun konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle:

“Toplantımıza, tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ’nü bir defa daha kutlayarak açılmak istiyorum. 8 Mart; kadının yargı mücadelesidir, emek mücadelesidir, yargı mücadelesidir. Bayan, toplumun asıl direğidir. Çünkü toplumun temeli aile, ailenin temeli ise kadındır. Kadının dikkatsizlik edildiği, haklarının gasp edildiği, şiddete, ayrımcılığa, sömürüye, istismara maruz kaldığı bir toplumun dinç gelişebilmesi olası değildir. Kadına karşın, zorlama, ayrımcılık, istismar ve kadın cinayetlerinin son bulacağı, ülkemizin kanayan yarası olan bu hadiselere son vereceğimiz günleri temenni ediyorum.

Muhterem arkadaşlar; ekonomi insanımızın canını yakmaya devam ediyor. Tüm ekonomik göstergeler, rakamlar negatif bir tablo çiziyor. Elbette çoğu istatistik bilimi verilebilir; fakat yalnızca şu istatistik bilimi zeka oldukça can yakıcıdır.

Eurostat verilerine tarafından; ülkemizde kırmızı et, balık veya tavuk yemeye gücü yetmeyenlerin oranı yüzde 37,3… AB ortalamasının sadece yüzde 8 civarında olduğu bu tatmin edici gıda verilerinde de; her olumsuz istatistikte olduğu gibi tekrar zirvede yer alıyoruz. Türkiye gıda enflasyonu sıralamasında da zirveye yerleşmek için yoğun bir çaba gösteriyor. Gıda enflasyonunda Lübnan, Venezuela ve Surinam ’ın arkasından 4. Sırada geliyor ülkemiz.

Tarıma kullanışlı, münbit topraklarımız var ama yurttaş ucuz yağ alamıyor, ekmek için kuyruğa giriyor, mevsimindeki yaş sebze-meyveyi zeka sofrasına koyamıyor. Fakat bunca işin sorumlusu iktidar değil, muhalefet! Kim diyor bunu? Sn. Cumhurbaşkanı!

İnsanın aklına; ‘Aklını peynir ekmekle mi yedin ya ’ demek geliyor. Yönetimde siz olacaksınız, kararları siz alacaksınız, daha sonra da diyeceksiniz ancak; “esas müsebbip muhalefet!” Allah ’tan korkun bile diyemiyorum; yalnızca aklınızı başınıza devşirin ya! Bu kadar beceriksizliğin sebebi olarak muhalefeti görmek, farklı bir garabettir!

“19 YILDIR İKTİDARDA OLUP PROBLEMLER MUHALEFETİN OMUZLARINDA DİYEMEZSİNİZ”

19 yıl iktidarda olacaksınız, sonra diyeceksiniz ancak, ‘Bugün Türkiye ’nin karşılaştığı problemlerin tamamı muhalefetin omuzlarındadır ’ Sabah ekmek kuyruğu, gün içerisinde yağ kuyruğu, gece yarısı akaryakıt kuyruğuna giriyor insanımız. Ve bütün bunların müsebbibi muhalefet(!) Hele gıdadaki yoksulluğu, sıkıntıyı bilmek muhtemel değil. Gıdanın üreticisi tarımdır, çiftçidir.

Tarım sektörü, gıda üretiminin temelini oluşturur. Bu da direkt toprağı işlemekle mümkündür. Topraklarımızın büyük bir kısmı, yüzde 10 ’dan fazlası işlenmiyor! Orada yetiştireceğimiz buğdayı gidip dıştan satın alıyoruz.

Bu ne garabet, bu ne aksilik! diğer taraftan kendi beceriksizliklerini görmeyince iktidar, ayar imkanı ortadan kalkıyor. Bir insan eğer hatasını anlarsa, görürse, bir özel değer biçme yaparsa problemlerini çözebilir.

Fakat göremezse vay geldi halimize! şimdi iktidarın ya düştüğü rahatsızlık bundan kaynaklanıyor ya da diğer çare bulamıyor. Kendi hatasını göremeyince bir sebep arıyor, bunu da muhalefete yüklemeyi siyaseten en basit yol olarak görüyor. Elinde medyası var, televizyonları var, gazeteleri var… İktidar mensupları her gün bu konuyu dile getiriyor, hatayı, yanlışı, sıkıntıyı dile getiren muhalefeti ağzına bile almıyor, azarlıyor!

“ŞU DOKTORLARIMIZIN HALİNE BAK”

Doktoru, asgari aidat seviyesini dikkate alarak, 4,5 milyon ailenin sosyal yardım aldığını, 400-500 lira, bir kısmı da 1000-1500 lira civarında, bir ücrete mahkum olduğunu bildiği için iktidar; “şu doktorlara bir bakın, 8-9 bin lira para alıyorlar, bunu da beğenmiyorlar; yurt dışına gitmek istiyorlar, giderseniz gidin!” diyorlar!

Ne yapacaklarmış? Karşılığında daha ucuza çalışan ülkelerden doktor transfer edecekmiş! Senin aklına şaşayım ya! Doktor elde etmek böylece basit mı? Gelir, kendi ülkesinde geçinemediği için, orada düşük ücretle çalıştığı için burada 6-7 bin lirayı fazla görenler kazanç oysa; uzmanlar gelmez, ihtisas sahibi millet gelmez!

Yeni gelenler hiçbir zaman, bilirkişi bir doktorun yerini alamaz! İhtisas sahibi almak için mezun olacaksın, minimum 5 yıl ihtisas göreceksin, yani pratisyenlik yapacaksın, uzmanların yanına göreceksin, uzmanlaşma kazanacaksın ve hüner kazanacaksın, sonra bilirkişi olacaksın…

Uzmanlık da anında böylece senin 5 yıl sonradan en iyisi olduğun manasına gelmez; orada da 3-5-10 sene daha sonra; “bu sahada en iyi doktorların arasında bu da var” denilecek. İşte onun da karşılığını belirlemek mecburiyetindesin.

Doktorların egzersiz şartları herkese benzemiyor oysa… Benim de yakınlarım var. Bir doktor düşünün, nöbete gidiyor 24 saat nöbette kalıyor, arkasında da alışılagelmiş mesaisini yapıyor 8 saat, ara sıra 12 saat; bütün 36 saat çalışıyor doktorlar. Bunu görmeyeceksiniz; sonradan da doktorlara; “nereye giderseniz gidin” diyeceksiniz. El-insaf!

Devleti yönetenler, kendi insanına böyle bir muamele yaparsa; bu ülkede uzmanlaşma sahibi kimse kalmaz. Devletin kendi rakamlarına kadar bile bugün özlem sınırı 4 bin 500 lirayı geçti, yoksulluk sınırı a 12 bin 500 lira civarında. Sendikaların yaptığı araştırmalarda ise, oysa onlar bunu daha dürüst saptama ediyorlar, yoksulluk sınırı 15 bin lira.Siz, doktora daha yokluk sınırında zeka bir rakam veremiyorsunuz ya!

BİZ 9 YIL İKTİDARDA KALSAK ASGARİ AIDAT YOKSULLUK SINIRINI GEÇER

Bizim hedefimiz, bizim yönettiğimiz Türkiye ’de, hele bunlar gibi 19 sene değil, 9 sene iktidarda kalsak; belli olun, en düşük ödenti yokluk sınırını geçer. “Ne değin abarttın” diyebilir bazıları, yok arkadaş!

iz Erbakan Hocanın talebeleriyiz. Fakat iktidarda bulunanlar en az ücretin azıcık üzerinde ücret bölge doktora diyor ama; “razıysan çalış, yahut istediğin yere git; senin emeğine ihtiyacım değil. Bu kafayla sen yarın Türkiye ’de doktor bulamazsın!  Sonra da acemilere kalırsın. Böyle devlet yönetilmez, böyle ülke yönetilmez, böyle bir hoşgörüyle meselelere yaklaşılmaz.

Bugün, bu mirasın emanetçisi konumundaki hükümet, bize “insanca yaşam”ı yok “en düşük hayat”ı reva görüyor. Yaşamayı yalnızca hayatta kalmaya endeksleyen; sosyalleşmeyi, mal edinmeyi, eğlenmeyi, öğrenmeyi, hobi edinmeyi hatta sağlıklı ve iyi beslenmeyi bile lüks olarak gören ve gösteren bir iktidar var.

Alıcı fiyat endeksi TÜİK ’in resmi rakamlarında bile yüzde 54,44 ’e dayandı. Ama Maliye Bakanı, daha birkaç ay önce; “enflasyonun yüzde 40 ’lar seviyesinde pik yapacağını” söylemişti. Şimdi ise; “enflasyonun sene her tarafında yüksek kalacağını” söylüyor. Kim diyor bunları; gözlerimin içine bak diyen halk müziği söylüyor bunu. İnsanların gözünün içine bakarak, insanların ne düşündüğünü öyle ya da böyle anlarsınız. Biz bunların gözünün içine fazla baktık. Şurası belirlenmiş; bu arkadaşlar, bir şey bilmiyorlar! İşin fena tarafı da bilmediklerini de bilmiyorlar! ya da o kadar mi davranıyorlar, onu bilemem…

AK PARTİ SEBEP, YAŞAM PAHALILIĞI SONUÇTUR

Muhterem arkadaşlar; her yeni gün, bir önceki günden daha fiyatı yüksek bir yaşam yaşıyoruz. Akaryakıta gelen zamları takip edemez olduk. En esas gereksinim maddelerinde güvenli olmayan bir pahalılık laf konusu.

Bütün bunları dünyadaki küresel gelişmelere bağlayan iktidarın elinde bir süredir artık somut bir bahane var. Öncelikle petrol ve doğalgaz fiyatlarındaki çoğaltma, iktidarın ülkemizdeki yaşam pahalılığındaki sorumluluğunu üzerinden atmak için kullanışlı yeni bir olmuş gibi görünüyor.

Ama; yaşam pahalılığının sebebi Rusya-Ukrayna savaşı değil, Ak Parti ’nin gerçeklere karşısında yürüttüğü savaştır.  Hayat pahalılığının sebebi, Ak Parti ’dir, Erdoğan iktidarıdır. Eylül ’den bu yandan kurda bir çoğaltma olmasaydı akaryakıt fiyatı bugün 12,0 lira civarında olacaktı.

Eğer mazota 10-12 lira fazladan para ödüyorsak bilinmelidir oysa; bunun yarısını sadece kurdaki artıştan nedeniyle ödüyoruz. Peki kuru kim arttırdı? Türk Lirası ’nın değerini kim düşürdü? Paramızı pul haline kim çevirdi? Uyguladığı hatalı ekonomi politikalarıyla kuru arttıran Ak Parti ’den başka biri değildir.

GAZ KUYRUKLARINDA BAHSEDENLER MİLLETİ YAĞ KUYRUKLARINA MAHKUM ETTİLER 

Gaz kuyruklarından bahsedenler milleti yağ kuyruklarına hükümlü ettiler. Ekmek karnelerinden bahsedenler milleti ucuz ekmek kuyruklarına hükümlü ettiler. Hastane kuyruklarından şikayet edenler milleti hastane kuyruklarına hükümlü ettiler. Fakat en önemlisi; tek parti yönetimlerini, tek adam zihniyetlerini eleştirerek iktidara gelenler, 85 milyonluk bir ülkeyi tek adam yönetimine hükümlü ettiler.

Hemen Hak Bakanını değiştirerek adaleti, Eğitim Bakanını değiştirerek eğitimi, Tarım bakanını değiştirerek tarımı düzelteceklerini, TÜİK başkanını değiştirerek enflasyonu, Merkez Bankası Başkanını değiştirerek döviz kurunu teftiş altına alacaklarını bahis ediyorlar.

Bu ülke sizin döneminizde; Fransa ’dan üstün hizmet madalyası alan tarım bakanları fark etti. Kendi bakanlığına dezenfaktan satan ticaret bakanları fark etti. Sus Payı aldığı tescillendiği halde cezalandırılacağına ödüllendirilen bakanlar fark etti.

Artık anlayın; bakanları değil zihniyetinizi değiştirmeniz gerekli. Yağ, ekmek ve akaryakıt kuyruklarının bir kez daha haykırdığı bir reel var: Bu iktidar, Türkiye ’yi yönetememektedir. İnsanımızın kuyruklarda beklemesinin sebebi ise yağ kaygısı yok; yarın kaygısıdır. Mesele stok meselesi yok, üretim esas alıp almama meselesidir. Mesele ürünlerin kıtlığı değil, iktidarın problemleri algılama edememe kıtlığıdır

DON KİŞOT SANRISI

Muhterem arkadaşlar; bu kötü gidişata sebep olanlar, bundan başka muhalefet partilerinin bir araya gelerek vatana ihanet planları kurduğunu söylüyorlar. Zihin alır gibi değil! Muhalefet, sorunları nasıl çözeriz diye bir araya gelirken vatan haini fakat siz; zam üstüne zam yaparken, ülke kaynaklarını yandaş şirketlere peşkeş çekerken, tutumsuzluk ederken ırk sevdalısı oluyorsunuz böylece mi? Allah aşkına, Türkiye ’nin altı partisine vatan haini seslenmek nasıl bir fikir tutulmasıdır?

Aklınızdan bir süreklilik uyduruyorsunuz; başkalarını alçak, kendinizi kahraman zannediyorsunuz. Sizin benzediğiniz bir kahraman varsa o da olsa olsa Don Kişot ’tur! Siz bir “Don Kişot Sanrısı” yaşamaktasınız.

Sizin durumunuz bu! Kendisini şövalye zanneden Don Kişot gibi siz de kendinizi memleketin yegane kurtarıcısı zannediyorsunuz! Oysaki ne Don Kişot şövalye ne de siz kurtarıcısınız! Rüzgâr değirmenlerini insanlara kötülük yapan devler sanarak saldırgan Don Kişot gibi siz de aklınızdan uydurduğunuz soğan, patates, lobilerini reel görerek saldırıyorsunuz.

Oysaki ne esinti değirmenleri birer dev ne de hayalinizde savaştığınız lobiler gerçek! İşte bu Don Kişot Sanrısı yüzünden; muhalefeti alçak, karşınızda olan herkesi ve her şeyi düşman ve kendinizi ise tek kahraman olarak görüyorsunuz.

Şunu ekleyeyim, bu sanrıdan uyan(a)mamanızın en büyük sebebi ise şu: Don Kişot ’un aralıksız yanında bulunan ve gerçeklerin farkında lakin durumdan hoşnut olduğu için ona ayak uyduran bir yol arkadaşı Sancho (Sanço) vardı.

Sizin etrafınızda da umulmayacak değin pozitif Sanço var. O yüzden size tarafından altı tane partinin vatan haini olması da adi, ekonominin güllük gülistanlık olması da. Avrupa ’nın Türkiye ’yi kıskanması da gayet adi, Türkiye ’de yoksulluğun bittiğine güvenmek da. Lakin siz kurduğunuz düş aleminden memnunsunuz diye biz ülke olarak bu fena gerçekleri yaşamaya mecbur olamayız, olmayacağız. İlk fırsatta iktidarı bize bırakacak; yaşadığınız Don Kişot sanrısıyla baş başa kalacaksınız!

HERZOG ’UN TÜRKİYE ZİYARETİ

Gündemin manâlı başlıklarından birisi de İsrail Cumhurbaşkanı Herzog ’un Türkiye ziyaretidir.

Bu ziyaret gündeme gelince, benim de aklıma yıllardan beri önce Polonya ’dan İsrail ’e göç eden, Varşova ’da Nazi kamplarından kurtulmuş, 1982 Ağustos ’unda Beyrut ’u bombalayan İsrail güçlerini protesto için özlem grevi yapan Dr. Sherzman ’ın, İsrail basınına yazdığı mektup geldi; kısa bir birim okumak istiyorum.

“Çocukluğumda Varşova gettolarındaki emekçi kamplarından geçerken nefret edilen şey, istek ve aşağılanmışlık duygularını çok çektim. Bugün bir İsrail vatandaşı olarak, şehirlerin, kasabaların ve mülteci kamplarının sistematik yıkımını kabullenemiyorum. İnsanların teknolojik bir vahşetle bombalanmasını, değil edilmesini ve öldürülmesini kabullenemiyorum.

Bugün, o günleri andıran fazla pozitif sesler duyuyorum; harp doğruca tonu yükseltilmiş sesler… Bugün “pis Araplar” tabirini işitince; “pis Yahudi” sözcüğünü hatırlıyorum. Bugün kapalı bölgeler terimini duyuyor; gettoları ve birleştirme kamplarını hatırlıyorum.

“İki ayaklı hayvanlar” tabirini işitiyor; ve “Untermensch” yani “gelişmemiş insan” tabirini hatırlıyorum. Kuşatmayı daraltmak, bölgeyi temizlemek, teslim olması için şehirleri dövmek sözcüklerini duyuyorum ve ben acı, ıstırap, afet, vefat, kan ve katliamları hatırlıyorum. İsrail ’de gördüğüm çok pozitif şey, bana çocukluğumdaki böylece fazla vahşeti hatırlatıyor.”

“DOSTLARI İSRAİL, ABD RUSYA, DÜŞMANLARI İSLAM ÜLKELERİ”

Dostları İsrail, ABD, Rusya; Düşmanları İslam Ülkeleri. Bu sözler Nazi zulmünü görmüş, İsrail ’e göç eden insaf sahibi bir Yahudi ’ye ait. Acilen biz o Yahudi devletinin Cumhurbaşkanını bu iktidar zamanında ikince kere davetli ediyoruz! Ne diyeceğiz kendisi geldiği zaman? Bunları hatırlatabilecek miyiz? İşte ben hatırlatıyorum. Mesele İsrail Cumhurbaşkanı yok, mesele onun buraya davet edilmesi, gelmesi…14 yıl sonra bu düzeyde birincil ziyaret…

Meclis ’te bitmiş alkışlatacaklar. Çok garip bir noktaya geldik. Bugünkü iktidarın dostları ve düşmanları belirli. Dostlarımız: İsrail, ABD ve Rusya oluyor. Düşmanlarımız ise; dostlarımız olması icap eden Suriye, Darı ve öteki İslam ülkeleri..

Allah  akıl hafıza versin. Garibanlar, ezilenler düşman; onları ezenler, onlara acımasızlık edenler, bombalayanlar arkadaş! Böyle bir duruma geldik. Çok net söylüyorum, Eğer İsrail ile ilişkileriniz normalleşiyorsa; bilin fakat, Filistinle anormalleşiyordur. İsrail ile ilişkileriniz normalleşiyorsa, Gazze ’de başına fosfor bombası atılan Müslümanlarla anormalleşiyordur. Bunun başka hiçbir izahı olamaz.

SORUYORUM NE DEĞİŞTİ?

Gazze ’ye uygulanan abluka mı kalktı? İsrail işgal ettiği Filistin topraklarından çekilme kararı mı aldı? Filistinlilere uyguladığı soykırımdan vaz mı geçti? İsrail işgal ettiği topraklardan çekilmeden, yağmaladığı toprakların, canına kıydığı Filistinli masumların hesabını vermeden, Filistin topraklarında, Bağımsız Filistin devleti kurulmadan; İsrail ile ilişkiler hiçbir durum aşağı normalleşemez. Sizin ikili ilişkileriniz normalleşebilir, içinize siniyorsa, ama siniyor görünen o ki, vicdanınız el veriyorsa alın hayrını görün.

Lakin biz tüm gücümüzle bunun karşısında olacağız. Bu iktidar Ukrayna krizini çözmek istediği kadar, Suriye krizini çözmeye çalışsaydı fazla daha büyük bir meslek yapmış olurdu. Biden ile, Putin ile, Herzog ile mülâkat konusunda gösterdiği hassasiyetin binde birini çevremizdeki Müslüman ülkelerin başkanlarıyla röportaj konusunda harcasaydı her şey çok daha ayrı olurdu. İsrail ’lle normale dönmek için harcadığı enerjiyi Suriye ile normalleşmeye harcasaydı çok daha yardımsever olurdu.

“ELLERİNDE MÜSLÜMANLARIN KANI VAR”

Ortadoğu, çok tedirgin bir dönemden geçiyor. Herkes biliyor ama; ABD ’nin hain bir planı neticesinde ve olmayan şeyler varmış gibi gösterilerek Irak ’a müdahale edildi. Ve maalesef Sn. Erdoğan da tüm gücüyle o müdahaleye takviye verdi. 1,5 milyon insan katledildi. O katledenlerin elindeki kan, maalesef bizim iktidarda bulunanların da eline bulaştı, kurtulamazlar.

Jurnal hadiseymiş gibi geliyor onlara şu anda. Benzer konu Suriye ’de tekrar etti, İslam aleminin her uygun problem var. Biz bu problemlerin tamamını çözmek için çaba göstermekle mükellefiz. Zalime takviye ederseniz; siz de zalim olursunuz! Zaten bugüne kadar yaptığınız uygulamalar da o tarafa meylettiğinizi açık bir şekilde gösteriyor. Biz bunu ne Sn. Erdoğan ’a ne de başkalarına içimizdeki kinden dolayı falan söylemiyoruz.

Gördüğümüz gerçekleri dile getirmeyi biz vazife olarak görüyoruz. İktidarı, Erdoğan ’ı ve arkadaşlarını ikaz ediyoruz. Bu dönemler geçecek. Siz bütün belgeleri ortadan kaldırmış olsanız bile yaşayan ırk sizin yaptığınız zulmün canlı şahidi olarak her şeyi ortaya dökecekler. Ayrıca de kimler biliyor musunuz? Sizinle beraber çalışanlar.”

Yorum yapın