Toplumsal değerlerimiz ve vicdan sorgulamaları

author

VECDİ SAYAR

2021.10.10 11:31

58’inci Antalya Altın Portakal Film Festivalinde yarışan filmlerin çoğunluğu günümüz toplumuna göndermeler içeren yapımlardı. Bireyin iç çatışması pek fazla filmin esas temasını oluşturuyordu. Toplumdaki değişime üçgenin taban olmayan kenarı uyduramayan yalnız insanların öykülerinde suç ve ceza sorunsalı ile vicdan muhasebesi öne çıkıyordu.

Toplumsal değerlerimiz ve vicdan sorgulamaları

Antalya’da festivalin ödül töreni cumartesi gecesi yapıldığı için, siz bu satırları okurken ödülleri biliyor olacaksınız, Millet Tv’nin canlı yayını veya sosyal medyadan… Bense, bu satırları yazarken jüri kararlarını bilmiyorum; ama Milli Yarışma bölümündeki on filmden söz edebilirim. Şiddet bir yazı olacak, çünkü filmlere ilişkin kişisel değerlendirmemi paylaşmaktan kaçınacağım. Önümüzdeki ay Ankara Milletlerarası Film Festivali’nin Milli Müsabaka bölümüne bu filmlerden bir kısmının seçilme olasılığı yüksek görünüyor ve benim de jüri üyesi olarak önceden görüntü açıklamam dürüst olmayacak. Bu yüzden genellemelerle yetineceğim, filmlere ilişkin düşüncelerimi bir diğer yazıda (muhtemelen Ankara sonrası) paylaşmak vaadi ile…

Şenlik filmleri, bu yıl -pandemi sebebiyle- AKM ve Sırça Piramit aralarında konumlanan açık hava sinemalarında gösterildi. Bir sinemada Ulusal Yarışmaya, ikincisinde Milletlerarası Yarışmaya seçilen filmler, üçüncüsünde Ulusal Belgelere Dayanan Yarışması ve Ulusal Kısa Metraj Film Yarışması filmleri gösterildi; her akşam 19.30 ve 22.00 seanslarında. Milli Yarışma filmleri için ayrılan salonun dörtte üçü festival konuklarına ayrıldığı için, Antalyalı sinemaseverlerden bu seanslara yer bulamayanların şikâyeti üstüne aynı saatlerde AKM’de ek gösterim konuldu. dışında, bilhassa ikinci seanslarda rüzgârın da etkisiyle soğuk tamamen bastırıyordu. Sandalyelerin rahatsızlığı ise ayrı bir şikâyet konusuydu. Sonuçta, çareyi kapalı salona iltica etmekte bulduk. Festivalin tabi etkinlikleri, söyleşiler ve Sinema Dersleri çevrimiçi yapılırken, Antalya Film Forum ve Altın Portakal Sinema Okulu ile ortaklaşa düzenlenen Kültür için Bölge eğitim programı ise hibrit -çevrimiçi ve fiziki- bir düzenlemeyle gerçekleştirildi.

OLAYLI BİR GECE

Milletlerarası Yarışmaya seçilen on filmin bir tekini bile izleyemedim, tüm filmler Milli Müsabaka seansları ile eş zamanlı gösterildiği için. Sinemalar açık olduğuna ve AKM’de akşam ilave seanslar konulabildiğine kadar, pekala gündüz de -pandemi önlemlerine özen gösterilerek- gösterimler yapılabilirdi şahsen. Programda Uluslararası Müsabaka filmlerinin yanı sıra dört yabancı film daha yer alıyordu, ‘Özel Gösterimler’ başlığı altında. Farhadi’nin “Kahraman”ı, Hagamuchi’nin “Drive My Car”ı, Mia Hansen-Love’ın “Bergman Adası” ve son Venedik Festivali’nde Altın Aslan’ı şampiyon Audrey Diwan’ın “Kürtaj” (L’Evenement)ı. Bir bayan yazarın, kürtajın yasak olduğu yıllarda -50’lerin sonu, 60’ların başı Fransa’sında- başından geçenleri anlattığı romanından uyarlanan ve orijinal adı “Durum” olan bu filmin gösterimi, fiilen de olaylı oldu… Önce, bir takım türbanlı genç kızların salonu terk edişlerine tanık olduk, ardındaki aynı anda iki kişi birden fenalık geçirdi (az rastlanan bir olay olsa gerek). Gösterim durduruldu, ambulans çağrıldı. Gösterim yeniden başladıktan sonradan, bir bayılma daha. Yeniden sedye, ambulans… Çeper şiddet bitirdik filmi. Bayılanların sayısı üç idi, fakat sosyal medyada ‘onlarca’ diye yayılmasına şaşırmadık kesinlikle…

NİTELİKLİ BİR SEÇKİ

Şenlik yöneticileri Ahmet Boyacıoğlu ve Başak Emre’nin Milli Müsabaka seçkisinin, bu yılın diğer yarışmaları ile kıyaslandığında, fazla daha kaliteli olduğunu söylemeliyim. Bu yıl, orta kuşaktan ve genç kuşaktan yönetmenleri buluşturan festivalde izlediğimiz filmler aralarında, içinde yaşadığımız toplumsal sistemin çelişkilerini görünür kılan yapımlar ve sisteme uyum sağlayamayan bireylerin öyküleri ağırlıktaydı.

Festivaller, sadece bir sanat dalında ulaşılan beceriklilik düzeyini sergilemekle kalmaz, toplumsal bilinçaltı üstüne ayrıntılı gözlem ve yorumlara kapı açar. Nitekim Milli Müsabaka’ya seçilen on filmden dokuzu toplumuza ilişkin aktüel saptamalar içeriyordu. Sadece, Ali Tansu Turhan’ın birincil uzun metrajı “Diyalog”, bir film setinde tanışan iki oyuncunun özel yaşamları ile filmde canlandırdıkları karakterler arasındaki ilişkiler-çelişkiler ve mutluluk arayışı üstüne kişi odaklı bir çalışma. Adana’da başarılı belgeselleri “Dermansız” ile Jüriden özel bir ödül şampiyon yönetmenler Hakkı Kurtuluş ve Melik Saraçoğlu, bu kere yedi sene üzerinde çalıştıkları bir kurmaca filmle izleyici karşısına çıktılar. “Birlikte Öleceğiz”de, deneyde kullanılan bir biçem ve iki buçuk saatlik bir süre içinde ihtiraslı bir aşk öyküsü anlatıyor iki yönetmen. Ihtiraslı lakin mutsuz sonuçlanan bir aşkın öyküsü bu. Mutsuzluğun nedeni, genç kadının psikolojik rahatsızlığı mı, mutlu bir ilişkinin imkânsızlığı mı, karar atamak size kalmış. Filmde, ülkemizin aktüel sorunlarına ilişkin göndermelere de yer vermeyi ihmal etmemiş yönetmenler…

YALNIZ BİREYLER

Günümüzde bireyin yalnızlığını konu alan “Zuhal”, Nazlı Elif Durlu’nun ilk uzun metrajlı filmi. Yönetmen, duyduğu bir kedi miyavlamasının arkasından tüm yaşamı değişen, kendi konfor alanından çıkıp, komşuları ile tanışan, bir üst-orta sınıf kadınının serüvenini anlatırken toplumumuzdan insan manzaraları sunuyor izleyicisine. Bir diğer yalnızlık öyküsü, “Anadolu Leoparı” da genç bir yönetmenin, Emre Kayiş’ın imzasını taşıyor. Bir Ankara öyküsü olmasının yanı sıra, değişen Türkiye’nin hüzünlü bir panoraması. Yozlaşan değerlerle düzen sağlayamayan bir hayvanat bahçesi müdürünün öyküsü bu. Hayatta kalan son ‘leopar’lardan birini anlatırken, kamerasını bürokratik çürümeye ve toplumda değişen değer skalasına yöneltiyor. Cemil Ağacıkoğlu, “Kafes”de meslekten atılmış bir polis memurunun, hayat kadınlarının çalıştığı ucuz oteldeki yaşantısını ve peşini bırakmayan meslektaşıyla yaşadığı çelişkileri anlatmayı hedeflemiş. Televizyondaki haberlerde Güneydoğu’daki çatışmalara birkaç kere yer verdiğine tarafından, öyküdeki kahramanla öldürdüğü polis memuru arasındaki çelişkinin arkadaki planında ülkenin temel sorunlarından biri yatıyor illaki…

SİSTEM ANALİZLERİ

Bu bağlamda, “Anadolu Leoparı” ile birlikte altı film dikkate bedel söylemlere sahip. Ferit Karahan’ın “Mektep Tıraşı”, Van’ın Bahçesaray ilçesinde karın yolları kapattığı günlerde, bir yatılı ilkokulun öğrencileri, öğretmenler ve mektep müdürü ile tanışıyoruz. Şüphesiz, bürokrasinin hantallığı, memurların çıkarcılığı ve çocuklara uygulanan şiddetle de… Minik bir öyküden büyük bir fotoğraf ortaya çıkıyor… Bir öteki genç yönetmen, Selman Nacar’ın “İki Şafak Arasında”sı bir Anadolu kentinde muhafazakâr bir baba ve iki oğlunun sahip olduğu tekstil fabrikasında yaşanan bir meslek kazası ve ölümün arkasından aile fertleri arasında gün yüzüne meydana çıkan çatışmaya odaklanıyor. Dindar patronun ve vicdanıyla baş başa kalan ‘iyi’ kardeşin iyiliği nereye kadar; ‘fena’ kardeşten ne değin farklılar?Sınıfsal bir bakıştan fazla, din ve vicdan arasındaki çelişkiye ışık tutmayı yeğliyor yönetmen. İyi ile kötünün diyalektik birlikteliğini gündeme getirerek.

Semih Kaplanoğlu, “Sadakât: Hasan”da, dine özveriyle paraya bağlılık ikilemi arasında kalan bir anti-kahramanın, çıkarı uğruna musibet yapmaktan geri durmayan bir çiftçinin Hac ziyareti öncesi kendisiyle hesaplaşmasını, hasar verdiği kişiler -bu arada öz kardeşi- ile helalleşme çabasını, kapitalist ‘gelişme’nin yarattığı çevre sorunları karşısındaki çaresizliğini anlatıyor. Finalde, Hasan karşı ağladığında, “Değmez” diye sesleniyor kardeşi. ‘hafıza kaybı’den malul bir toplum bile unutmaz işlenen hataları; ‘Helalleşmek istiyorum’ deyip, kurtaramayacak kimse kendini…

Bir başka anti-kahraman öyküsü de genç yönetmen Necip Çağhan Özdemir’in “Bembeyaz”ı. Dindar bir baba ve onun değerleri ile yetişmiş oğlunu görüyoruz perdede. Ve, bu değerlerin onu suç işlemekten alıkoymadığını… Rastlantılar sonucu beraat etmek, bireyin vicdanını rahatlatmaya yetecek mi, bilemiyoruz. Bembeyaz karların suçu örtmesi bir kurtuluş mu, yoksa bir mahkûmiyet mi? hiç kuşkusuz, ‘kabahat ve ceza’ sorunsalı ile din kavramının ardına gizlenen suçlar yılın favori temaları aralarında…

Ve, bilinmez bir ülkenin adı süresiz kasabasında geçen şahane bir gerilim öyküsü: Tayfun Pirselimoğlu’nun kendi romanından uyarladığı “Kerr”… Ölen babasının cenazesi için kasabaya geldiğinde bir cinayete tanık olan ‘saf’ bir adam, suçun ve suçlunun izini sürmek yerine masum adamı sorgulayan ‘işbirlikçi’ kasaba eşrafı, köpek avına çıkan vatanseverler ve kasabanın üstüne örtülen nefret edilen şey perdesi… Süre ve mekân ötesi bir ülke panoraması…

Yorum yapın

SMM Panel PDF Kitap indir